5 Nisan 2013 Cuma

Tanıtım: In Treatment

tumblr_mb6hs3gGYP1rnyrrio1_1280-600x337
Amerika’nın en sevilen kablolu kanallarından biri olan HBO, biz bir zamanlar 2008 yılını yaşarken karşımıza alışık olmadığımız formatta yürüyen ve işleyen bir dizi getirmişti. Malum, diziyseniz ve renginiz pembeye yakın değilse 3. sezonunuz 28, 2. sezonunuz 35, ilk sezonunuz da 43 bölüm sürmez. Ama bir dizinin, yani In Treatment‘in sürdü.

Üstelik sevilerek de izlendi, ki bu sayede devamı geldi. Hatta benim gibi “Bu kadar bölümü olan diziye girilir mi?” diyen üşengeç bile arka arkaya, bayılarak izledi, gerisini siz düşünün. Eh, izlemişken de hakkında bir şeyler de karalayayım dedim.

Nasıl bir dizidir In Treatment?
In Treatment da Amerikalıların uyarlama kariyerine tabi bir dizi. Ama bu sefer Avrupa taraflarından değil İsrail’in Be’Tipul adlı dizisinden uyarlandı. O dizi 2 sezon sürmüş, ama Amerikalılar sevince ve diziye Globe ile Emmy gelince, HBO dizinin sonuna 1 sezon daha monte etti. Yapım genel konsept gereği bir psikolog ve onun hastalarıyla yaptığı seanslar üzerine kurulu ve bir döngü var.

Örneğin, ilk sezonda ilk 4 bölüm ana karakter Paul’un 4 farklı hastası ile olan görüşmelerini, 5. bölüm isekendi psikoloğuyla olan seansını izliyoruz. Sonra başa dönüp sırayla aynı hastaların yeni seansları bize sunuluyor ve böyle sürüyor. Bu noktada konuya daha açık bir şekilde gireyim:

Paul Weston, 50′lilerini yaşayan, alanında tanınmış ve başarılı bir terapist. Baltimore’daki eviyle birleşik muayenehanesinde hastalarını kabul ediyor ve ailesiyle de dış görünüş itibarıyla normal bir hayatı var. Kendince dışına çıkmayı istemediği kuralları bulunan, sınırları olan biri. Ama terzi kendi söküğünü sökemez misali o da dizinin başlamasıyla birlikte terapiye gidiyor.

Her bölümün başında, sezon boyunca birkaç seansını izlediğimiz hasta içeri giriyor ve ikili karşı karşıya oturarak hastanın hayatı ile ilgili konuşmaya başlıyorlar. Sonra da bir bakmışız ki yaklaşık 30 dakika süren bölüm bitivermiş…
Paul ve eşi Kate

In Treatment böyle bir yapıya sahip olduğu için tabii ki tek mekanda geçen bir dizi. Dizinin büyük çoğunluğu Paul’un muayenehanesinde geçiyor ama kendi seansı için terapistinin yerini de görüyoruz.  Evinden kesitleri ya da bunun gibi ufak bazı detayları da… Kadro da sadece 5-6 kişiden oluşmamakta. Hastalarla ilgisi olan kişilerin ya da Paul’un ailesinin de seanslardan bağımlı ya da bağımsız şekillerde hikayelerine değiniliyor.

Ek: Paul’un eşini The Killing ile pek çok kişinin hatırlayacağı Michelle Forbes canlandırmakta. Paul’un eski arkadaşı ve kendi terapisti, dizinin sevdiğim karakterlerinden Gina ise Dianne Wiest‘e emanet. West bu rolüyle Emmy ödülü kazandı. Paul’u oynayan Gabriel Byrne‘ın ise Altın Küre’si var.

1. sezonun hastaları
Laura: Hayatını düzene koyamamış, seks temasıyla takıntılı ve Paul’un uzun süreli hastalarından bir anestezi uzmanı.
Alex: Irak’ta görevliyken kendisine verilen görevi yerine getirmiş ama sonunda masum çocukların ölmesinden etkilenmiş bir pilot. İlk sezonun da en sevdiğim hastası.
Sophie: İntihar girişiminde bulunan, biraz sorunlu bir genç kız. Yarışmaya hazırlanan bir jimnastikçi.
Amy ve Jake: Aralarında sorunlar olan ve Amy’nin hamileliğinin geleceği konusunda kararsız bir çift.

2. sezonun hastaları
Mia: Erkek seçiminde başarısız, bekar, çocuksuz ve iş kolik. Durumundan Paul’u suçlayan 20 yıl önceki hastası ve başarılı bir avukat.
April: Lenf kanseri teşhisi konulan bir mimarlık öğrencisi. Hastalığını kabul etme ve çevresindekilere anlatmada sorun yaşamakta. 2. sezonun da en sevdiğim hastası.
Oliver: Ailesinin arasındaki sorunlardan ve boşanma kararı vermelerinden kendisini sorumlu tutan bir çocuk.
Walter: CEO olduğu şirketteki büyük karışıklıklar nedeniyle hayatı da karışmış panik atak hastası bir adam.

3. sezonun hastaları
Sunil: Karısını kaybettikten sonra oğlunun yanına, bilmediği bir şehre yerleşmiş ve yeni hayatına alışamamanın depresyonu içinde.
Frances: Başarılı kariyerli ama replik unutmaya başlamış bir aktris. Kanserli kız kardeşi Paul’un eski hastası. Kızıyla da arası berbat.
Jesse: Kendisini evlatlık alan aileyle yaşayan sorunlu bir liseli. Eşcinsel. Öz ailesi ve ilişkilerinden gelme inişli çıkışlı bir hayatı var. 3. sezonun ve dizinin en sevdiğim hastası.

Not: Dizinin yayın hakları D-Smart bünyesindeki Dizi Smart kanalına ait. Hatta bu tanıtımın yayına girdiği sıralarda hala kanalın yayın akışında bulunuyor. Ayrıca, dizinin bütün bölümlerinin altyazısı da mevcut.

In Treatment’ın tarzı gereği tek mekanlı ve karşılıklı konuşmalardan oluşması, onu sıkıcı yapmayan, hatta daha fazla sevdiren özellikleri. Zira muayenehanedeki ortam bir süre sonra izleyeni öyle bir sarıyor ki, zaten insan kendi dışarı çıkmak istemiyor. 3. sezon geldiğinde bitmesini nasıl istemediğim de cabası. Tabii bunda Paul Weston karakteri ve onu canlandıran Gabriel Byrne’ın payını da inkar etmemek lazım.

Karakterin hastalarını yönlendirmesi, onlarla kurduğu iletişimler beklendik ve bilindik terapi seanslarından çok daha farklı bir tarzda. Hele dizinin hastaların hikayelerini bitirdiği bölümlerine, bitirişlerine ayrı bayılıyor insan. Ama şunu da söyleyeyim, diziyi değerlendirmek için ilk bölüme göre değil, ilk 5 bölüme bakılması gerektiğini düşünüyorum. Yani ilk hasta döngüsünün bitişine kadar… Sonrası çabuk geçiyor zaten. Velhasıl, hiç alttan falan almayacağım, boş bulduğunuz bir vakit oturun izleyin şu diziyi. İyi seyirler.
Kaynak: Birdizihaber.com - Yazı bana ait!

Devamını oku ...

4 Nisan 2013 Perşembe

Tanıtım: Pretty Little Liars

Amerika’nın ABC Family kanalı, bir aralar çok fazla ilgi çekmeyen ve orta düzeyde tanınan diziler yayınlayan bir kanaldı. Ama 2010 yılında karşımıza Pretty Little Liars‘ı getirdiğinde yeniden parladı ve diğer dizileri de insanların en azından kadrajına giren bir kanal haline geldi. Bir süredir oyunculuk yapsa da oynadığı bir filmle bir anda popüler olan oyuncudan hallice yani… Ben de 3 sezondur hala bayıla bayıla izlediğim bu diziyle ilgili bir şeyler yazayım dedim. Nasıl bir dizidir bu Pretty Little Liars (PLL)?

PLL bir gençlik dizisi ve aslında kitap uyarlaması. Sara Shepard adlı yazarın 2006 yılında yazmaya başladığı serinin ilk kitabının adı, diziye ad verilirken de bu kullanılmış. Dizi yayına girdiğinde basılmış 8 tane kitap vardı, şimdiye 12′ledi. Aralık 2013′te 14. kitap yayına girdiğinde de yazar hikayeyi nihayete erdirecek-miş, sonunda.
Kitapları bilinçli olarak okumayan biri olarak bunu söyledim, diziyi izleyip de bu yazıyı okuyan varsa ne demek istediğimi iyi anlamıştır. İzlerseniz siz de çok geçmeden anlarsınız. Zira kendisi aynı zamanda, spoiler yemekten kaçınmak bakımından benim için Game of Thrones ile eş değer bir dizidir.

Not: Dizi, ülkemizde TV2‘de dublajlı olarak yayınlanıyor. Onun dışında Fox Life kanalı da altyazılı olarak yayınlıyor.

En iyisi girişi daha fazla dağıtmadan dizinin konusuna gireyim:
Birbirleriyle çok yakın arkadaş, ayrılmaz 5 kız… Bu arkadaş grubu bir gece kız-kıza pijama partisi düzenliyorlar. Sonra sabah olduğunda uyanıp da bakıyorlar ki sürüden biri, Alison ortada yok. Rosewood kasabasının altı üstüne getirilse de kız bir türlü bulunamıyor ve herkes de bir süre sonra öldüğüne hükmediyor. Bu olayın üstüne de aradan geçiyor tam 1 yıl…

Tabii o zamandan bu zamana kadar ortada bir arkadaş grubu falan kalmamış, kızlar çözülerek dağılmış. Hatta dizi, kızlardan birinin olaydan sonra kasabadan uzaklaşıp da 1 yıl sonra geri dönmesiyle başlıyor. Pardon, onunla değil. Alison’ın cesedinin bulunması ile…
4 kız da ayrı ayrı, bu olay olmadan çok kısa bir süre önce sonunda “A” yazan anonim mesajlar almaya başlıyorlar. O an yaşadıkları üzerine ama içinde sadece Alison’ın bildiği türden sırları da içeren mesajlar. Üstelik cenaze ile bu olayın devamlılığının olduğu ortaya çıkıyor, ki asıl karmaşa da o zaman başlıyor. “Alison’ı kim öldürdü?“, “Sadece Alison’ın bildiği sırları kim bilebilir?” ve “Kim bizle uğraşıyor/ne istiyor?“‘dan, “Yoksa Alison mu yaşıyor?” a kadar giden sorularla başlıyoruz ve bir girdaba kapılıyoruz. Çıkabilene de aşk olsun…

Dizi bu 4 kız ve çevresindekilerin çığrından çıkıp da karışan hayatlarını bizlere sunuyor ve Alison’a ne olduğu yolunda olanları izliyoruz. Konu genel anlamda bu şekilde. Ama böylesi bir dizinin tanıtımı için ana 5 karakterden de biraz bahsetmek lazım:

Aria: Olanlardan sonra uzaklaşıp da kasabaya 1 yıl sonra geri dönen kız. Aria geldikten kısa süre sonra adı Ezra olan, kendinden biraz büyük bir erkekle tanışıyor. Bir sonraki gün, yani okulun ilk gününde okula gittiğinde ne görsün? Ezra okulun yeni edebiyat öğretmeni olmuş. Aria’nın A’den aldığı anonim mesajlar da bu olayla bağlantılı şekilde başlıyor. Ayrıca, zamanında Alison yanındayken babasını başka kadınla yakalamasından gelme bir aile draması var. Sorunlu erkek kardeş de yanında bedava.

Hanna: Alison ortalıklardayken şişman ve kendine güveni eksik, biraz da ezik biriyken zaman içinde kendini yenilemiş ve okulun popüler kızı haline gelmiş. Bir gün girdiği dükkandan gözlük yürüttükten sonra yakalanınca olayın büyümemesi için annesi , olayla ilgilenen polisi “ayartmak” zorunda kalıyor. Hanna da buna şahit oluyor. Onun almaya başladığı mesajlar da bundan sonra başlamakta. Tabii, bu polisin aynı zamanda Alison’ın davasında çalışması işleri daha da karıştırmakta.

Spencer: Grubun en akıllı ve çalışkanı, benim de en sevdiğim karakter. Yıllarca ablasının gölgesinde kalmış ve kendisini kanıtlamaya çalışmış. 1 yıl sonraki zamanda ablası Melissa, evlenmek istediği Wren’i Rosewood’a getirdiğinde, onunla engelleyemediği bir yakınlaşması oluyor. Ama tam da bu vakit Melissa’ya yakalanınca, onun “A” mesajları da gelmeye başlıyor. Üstelik bunun Spencer’ın ilk vakası olmamasından mütevellit gelen ayrı bir gerilim de var. Ayrıca, grupta Alison ile ilgili en çok şey bilen kişi.

Emily: Kızlar içinde muhtemelen en iyi ve biraz da saf olan. Emily annesinin ısrarıyla Alison’ın evine yeni taşınan Maya ile tanışıyor ve ikili kısa zaman içinde yakınlaşıyorlar. Yetmiyor, bir fotoğraf kabininde öpüşüyorlar. Ama fotoğraf ortadan yok olup, sonrasında Emily’nin kitabının içinde çıkıveriyor. Emily’nin hayatının karışması ve “A” mesajları da bu döneme denk gelmekte. Ayrıca okulun yüzme takımının da bir parçası.

Alison: Pijama partisinin gecesinde sırra kadem basmadan önce kızlar grubunun lideri konumundayken pat diye ortadan yok olması geri dönülemez şeyler yaratıyor. Sonrasında kızlara gelen “A” kod adlı mesajlar ise 4′lünün Alison’ı ne kadar tanıdıklarını, hatta yaşadığını bile sorgulamalarına neden oluyor. Haliyle sevmeyeni ve sırları çok biri. Dizide de ilmek ilmek Alison’ı, çevresindekilere yaptıklarını ve son gecede olanları öğreniyoruz. Ayrıca, Spencer’dan sonra en sevdiğim de karakter.

Ek: Dizide aynı dönemde okuyan yakın arkadaşlardan Spencer’ı canlandıran Troian Bellisario bu tanıtım yazıldığında 27, Alison’ı canlandıran Sasha Pieterse da 17 yaşında.
Pretty Little Liars, böylesi bir konuya ve ergen dizisi etiketine göre insanın beklediğinin de fazlasını veren bir yapım. No-name isimlerle kurulan kadrodaki oyunculuklar ilk başlarda amatörce gelse de 3. sezon dolaylarında normali geçtim döktüren isimler bile var.

A kim?” sorusu bile insana bölümler boyu yetip de artacak bir kurguya sahipken, dizinin insanın kafasını kurcalayıp da olaylar üzerine teori kurmasına kadar neden olan sorular sordurtması, kendisini sevdirtebiliyor ve bölümler boyu izletebiliyor. Velhasıl, eğer gençlik dizilerinden hala bıkmadıysanız ve bu konu sizi bir yerinden olsa da çektiyse oturun da bir deneyin işte şu diziyi. İyi seyirler.

#Dizinin sloganı: “İki kişi bir sırrı saklayabilir, ama biri ölüyse.”

#Tavsiye: PLL’yi seven ya da ilgisini çeken bunu da sevebilir: The Lying Game – Tanıtım . Aynı kitap yazarından, aynı kanaldan ve aynı yazardan.
Kaynak: Birdizihaber.com - Yazı bana ait!

Devamını oku ...

3 Nisan 2013 Çarşamba

Tanıtım: Agatha Christie’s Poirot

Agatha Christie's Poirot Tanıtım
Agatha Christie gibi bir polisiye romanlar kraliçesini tanıtmama gerek yoktur herhalde. İşte, kitapları birçok dile çevrilen, dünyada milyonlarca kitabı satan bu eşsiz yazarın kitapları ve kısa hikayelerindeki ünlü dedektif Hercule Poirot‘nun maceraları 1989 yılında, yani yazarın  ölümünden 13 yıl sonra, dizi olarak karşımıza çıkmaya başladı. İngiltere’nin önemli kanallarından ITV‘de yayınlanan Agatha Christie’s Poirot nasıl bir şey derseniz buyurun yazının devamına.
Amerika’da PBS‘te yayınlandığı ismiyle Poirot, 23 yıldır yayınlanan bir dizi. Ama, 5. sezondan itibaren, ITV’nin sezonların arasına zaman zaman 2 yıl koyması nedeniyle 12 sezonu ve 65 bölümü var. Bu bölümlerin yarısı da ilk 4 sezon içinde yayınlanmıştır.
Kanal, kalan sezonlarda bölüm sayısını azaltıp genel olarak bölüm sürelerini uzatma yolunu gitti. Bu nedenle, şu zamana kadar yayınlanmış bölümlerin yarısı yaklaşık 90 dakika civarındadır. Poirot, -çekimi 2012 içerisinde yapılacak ve yayınlanmasıyla birlikte 2013 yılı içinde bitecek- 13. sezonuyla final yapacak.
Ufak not: a) Ülkemizde en son 2001 yılında Hercule Poirot İz Üzerinde adıyla basılmışlığı bulunan kısa hikayelerden oluşan kitaptaki “Lemesurier Mirası” adlı hikayenin dizide yer almamasına karar verilmiştir. Tahminimce, hikayedeki olayın zaman atlamasıyla 2-2,5 yılda bitmesinin bir bölümde ele alındığı takdirde, diğer bölümlerle yaşayacağı mantık çakışmasını önlemek için…
Poirot ve Müfettiş Japp
Poirot ve Müfettiş Japp
b) 12. sezon itibarıyla çekilmemiş 6 tane Poirot hikayesi vardı. Son sezonun 6 bölümlük olması beklenirken 5 bölüm olacağı açıklandı. Agatha Christie’nin 1930 yılında tiyatro eseri olarak yazdığı, sonrasında kitaba dönüştürülmüşlüğü de bulunan Black Coffee (Acı Kahve) eseri de dizi bölümüne dönüştürülmeyecek.
c) Yazarın 6 Poirot kısa hikayesi de dizinin çeşitli bölümlerinin içine yedirilerek izleyiciyeaktarılmıştır.
Poirot - Nil'de Ölüm
Poirot – Nil’de Ölüm
Giriş kısmını bitirip konudan ve kadrodan bahsedecek olursak:
Hercule Poirot (“Herkül Puaro” şeklinde okunur), -tanıştığı insanlar özellikle Fransız ya da diğer milletlere mensup zannetse de- Belçikalı ve polislikten emekli olup özel dedektiflik işine giren birisi. Orta yaşı biraz geçmişliği olan ve hiç evlenmeyen Poirot, yumurtaya benzeyen kafaya, kendisinin tabiriyle sürekli çalışan ve olayları çözmesine yarayan “gri beyin hücreleri” ile vazgeçemediği, görenin mutlaka dikkatini çekecek türden bir bıyığa sahip.
Bunun dışında, genellikle meşhur insanların olaylarına bakıyor ve alanında yeterince ünlü olmuş saygı gören bir kimliği var. Yazarın, “kendini beğenmiş, aşırı titiz ama çok zeki” olarak tanımladığı Hercule Poirot, ünlü oyuncu David Suchet tarafından canlandırılıyor.
Arthur Hastings ve Hercule Poirot
Arthur Hastings ve Hercule Poirot
Kitaplardan da bildiğimiz gibi, dizide Poirot’nun araştırdığı davalar işlense de Poirot tabii ki bu davalarda her zaman yalnız olmuyor. Sherlock Holmes’un Dr. Watson’ı misali, zaman zaman yanında olan yakın arkadaşı Arthur Hastings (Hugh Fraser), davalarında Poirot’nun fikirlerine başvurup duran, ondan yardım isteyen Müfettiş Japp (Philip Jackson) ve Poirot’nun en az onun kadar mükemmelliyetçi sekreteri Miss Felicity Lemon da (Pauline Moran) dizide birçok bölümde karşımıza çıkan ana karakterlerden.
Onların dışında, yıllardır Poirot’nun uşaklığını yapan, dedektifin yerinin doldurulması zor olan biri olarak tanıttığı George (David Yelland) ve Agatha Christie’nin kendisi gibi kitapları ilgi gören bir cinayet romanları yazarı olarak tanıttığı Ariadne Oliver (Zoë Wanamaker) karakterleri de bazı bölümlerde yer almaktalar.
Ariadne Oliver ve Hercule Poirot
Ariadne Oliver ve Hercule Poirot
Agatha Christie’s Poirot, kitap uyarlamalarının ve oyunculukların dizinin çekildiği dönemlere ve günümüze göre başarılı, izleyeni tatmin edecek türden olduğunu düşündüğüm bir dizi. Benim de içinde olduğum birçok insanın değerlendirmesine göre, bu zamana kadar Poirot’yu canlandıranlar içinde David Suchet’nin performansı, yazarın kitapta yarattığı karaktere en yakın olanı ve en başarılısı. Ayrıca bana göre, dizinin 90 dakikaya varan bölümlerinin olması da bir dezavantaj değil, aksine yazarın kitaplarını sevenler için keyif verici bir avantaj. Sonuçta dizi, yazarın kitaplarını ve Hercule Poirot’yu seven herkes için (aslında sevmese bile olur) itinayla tavsiye edilir.


Tanıtım: 22dakika.org - Yazı bana ait!
Devamını oku ...

2 Nisan 2013 Salı

Tanıtım: Agatha Christie’s Marple


Agatha Christie's Marple
Daha önce polisiye romanlar kraliçesi Agatha Christie‘nin romanlarındaki ünlü dedektifHercule Poirot‘nun roman ve kısa hikayelerinin televizyona uyarlandığı Agatha Christie’s Poirot dizisinin tanıtımını yapmıştım. Şimdi de sıra Agatha Christie romanlarının diğer ünlü kahramanına, Miss Jane Marple‘a geldi. Poirot gibi, İngiliz kanalı ITV‘de yayınlanan, 2004′ün sonunda başladığı ekran serüvenine halen devam eden Agatha Christie’s Marplenasıl bir şey derseniz buyurun yazının devamına.
Amerika’da PBS‘te yayınlandığı ismiyle Marple, şimdilik -Poirot’nun aksine- daha kısa sezon aralarına sahip olsa da 2011′in başı itibarıyla, 5. sezonunu (her sezon 4 bölüm) kapattı. Bölümlerinin her biri 90 dakika civarında olan dizinin 6. sezon çekimlerine de  2012′nin sonlarına doğru başlanacak ve 6. sezon 3 bölüm olarak planlanmış durumda.
Agatha Christie's Marple
             Julia McKenzie ile Marple
Agatha Christie’s Marple ile ilgili belki de bilinmesi gereken ilk şey, bölüm hikayelerinin tamamının Jane Marple’a ait olmadığı. Poirot dizisindeki bölümlerin tamamı Hercule Poirot’nun yer aldığı romanlardan ve hikayelerden uyarlanmış durumda. Ama Marple’da, Agatha Christie’nin amatör dedektifler ya da -Poirot hariç- başka birden fazla kullandığı ana karakter üzerine yazdığı eserleri de dizi bölümü olarak uyarlanıyor. Öyle ki, 1′i Poirot ile olmak üzere 5 kitapta yer alan Müfettiş Battle karakterinin olayı araştıran olarak yer aldığı kalan 4 kitap uyarlandı bile. Hatta, 2. sezondan itibaren başvurulan bu yöntemde, her sezonda 2/4 bölüm orijinalde Marple’a ait olmayan Agatha eserlerinden…
Sittaford Malikanesinin Gizemi (2×04), Neden Evans’a Sormadılar (4×04) ya da 6. sezonda uyarlanacak, Altın Kitapevi yazarın kitaplarını birkaç yıldır tekrar basmaya başlasa da en son ülkemizde 1960′larda Geceyarısı Cinayeti ve Kasadaki Dosyaadlarıyla basılmışlığı bulunan kitapları, Marple’ın kitaplarda ana karakter olmadığı bölümlere örnek olarak verebiliriz.
Agatha Christie's Marple
The Secret of Chimneys (Köşkteki Esrar)
Marple 5×02 – Marple’ın hikayesi değil; Müfettiş Battle, ana karakterdir.
Ufak not: a) Agatha Christie’s Marple’ın ilk 3 sezonunda Jane Marple olarak Geraldine McEwan (yazıdaki ilk fotoğraf) yer alırken, 80′ine dayanan oyuncu diziden emekliliğini isteyince yerine Julia McKenzie geldi.
b) IMDB’nin Marple’ı dizi olarak kabul etmek 6. sezon vakti aklına gelmiş olmakla birlikte, site ilk 5 sezonu TV filmi statüsünde değerlendiriyor. Bu nedenle her bir bölümün ayrı bir sayfası var. Eğer istenirse dizi bölümlerinin IMDB sayfaları, diziyi dizi statüsünde değerlendiren Wikipedia’dan da ulaşılabilir.
c) Poirot dizisinin bölümlerinin Türkçe altyazı çalışmaları devam etse de Marple’ın 5 sezonunun da TVrip olarak altyazısı mevcut.
Agatha Christie's Marple
Marple 4×02 – Murder is Easy (Zehri Kim Verdi?)
     Benedict Cumberbatch ve Julia McKenzie
Giriş kısmını burada kesip konuya girersek…
Jane Marple, Agatha’nın büyük annesinden esinlenerek yarattığı, yaşını başını almış ve hiç evlenmemiş bir ihtiyardır. Yıllardır sakin bir yerleşim birimi olan St. Mary Mead köyünde ikamet eden Marple, dedikoduyu seven, köyde ne olup bittiği kimi zaman oturduğu yerden öğrenen ve köydekilerin bazen bunaltıcı bir yaşlı olarak görseler de sevdiği, saygı duyduğu birisi. Yaşlı olmanın getirilerinden zaman zaman şikayet etmekle birlikte, özellikle örgü örmeyi çok seven Jane Marple’ın hayattaki tek yakını yeğeni, onun kendine iyi bakması için özellikle uğraşan yeğeni “ünlü yazar” Raymond West.
Miss Marple, özellikle yaşlı kadının teki olarak ciddiye alınmadığı zamanlarla karşılaşsa da zekasını insana kanıtlayarak cinayetleri kimi zaman doğrudan bile dahil olmayarak çözüyor. Hatta Poirot nasıl insan psikolojisini olaylarda kullanıyorsa Marple de olaylara karışmış kişileri daha önce tanıştığı insanlara benzeterek çıkarımlarda bulunmakta. İnsanı birçok kez kendine hayran bırakan türden biri olan bu yaşlı teyze, Agatha’nın Poirot kadar olmasa da birçok romanının gözdesi olmuş, bu dizide de olduğu gibi yıllardır birçok uyarlamada ete kemiğe bürünmüş birisi…
Agatha Christie's Marple
  The Mirror Crack’d from Side to Side
    (Ve Ayna Kırıldı) – Marple 5×04′ten 
Agatha Christie’s Marple, bazı lezbiyenlik sahneleri, kitapta olmayan karakter ilişkileri, Marple’a ait olmayan hikayelerin uyarlanması ve 2-3 yerde kitaplardaki katillerin cinayet sebepleri ve kimlikleri üstünde oynama yapmaları nedeniyle bazı okurlardan eleştiri alan bir adaptasyon. BBC‘nin 1984-92 yılları arasında 12 Marple romanını Miss Marple adında dizi olarak uyarlamışlığı var. O uyarlamanın Marple’ı Joan Hickson‘ın performansına oranla -ki çıta olarak onunki değerlendiriliyor- bu dizideki iki Marple’ın performansı da beğenilmekte.
Bana göre de dizi, katillerin kimlikleri ve sebeplerinin değiştirilmesini saymazsak bir Marple sever olarak başarılı bir uyarlama. Sonuç olarak dizi, Agatha Christie, Miss Marple romanları ve polisiye seven herkes için itinayla tavsiye edilir. İzleyen ya da izleyeceklere şimdiden iyi seyirler…
Agatha Christie's Marple

Kaynak: 22dakika.org - Yazı bana ait!
Devamını oku ...

1 Nisan 2013 Pazartesi

Ghost Whisperer — Tanıtım

Genellikle polisiye dizileriyle karşımızda görmeye alışkın olduğumuz CBS, 2005 yılında karşımıza doğa üstü/gizem tarzında bir diziyle çıkmıştı. Yayınlandığı dönemin göze çarpan ve ilgi görmüş dizilerinden biri olan Ghost Whisperer, 5 sezonluk yayın hayatı sonucunda da ekranlardan uzaklaştı. Ben de diziyi hatırlatmak adına bir tanıtım yazısı yazayım dedim. Eğer, böyle bir dizi nasıl bir şeydi derseniz, buyurun yazının devamına.
Ghost Whisperer, yapısı gereği aslında gerek film, gerekse dizi dünyasının birçok kere üstünde durduğu bir konu üstüne kurulu: Hayaletleri gören bir kadının başından geçenler. Dizinin, genellikle her bölümü ayrı bir hayaletin hikayesi üstüne kurulmuş durumda. Toplamda 107 bölümü bulunan Ghost Whisperer, ülkemizde Cnbc-e tarafından yayınlandı. 
Giriş kısmını burada kesip artık, dizinin konusuna girecek olursak…
Melinda Gordon, babaannesinin desteğiyle çok küçük yaştayken kendisini “özel” kılacak türden bir yeteneği olduğunu öğrenir: Ölmüş, ama dünyadaki işi bitmemiş ruhları görüp, onlarla konuşabilmektedir. Yıllardır bu yeteneğini kontrol ederek yaşayan Melinda, tıpkı babaannesi gibi onun dünyevi ruhlara yardım etme özelliğini de almıştır. Onun amacı “genellikle” zararsız, dünyada yarım bıraktığı bir işi olan ya da öldüğünün farkına varamayacak kadar erken ölmüş ruhlara yardım ederek onların ışığa ulaşmasını sağlamaktır.
Jim Clancy adlı bir sağlık görevlisiyle yakın zamanda evlenen ve en iyi arkadaşı Andrea Marino ile “Same As It Never Was (Hiçbir Zaman Olmadığının Aynısı)” adlı bir antika dükkânı açan Melinda’nın, yeni taşındığı bu şehirde de onu bekleyen birçok “dünyevi ruh” vardır…
Konunun ardından dizinin kadrosuyla devam edecek olursak:
a) Ghost Whisperer’ın hayaletlerin dünyadaki temsilcisi görevini gören ana karakteri Melinda Gordon’ı oyunculuk dünyasının tanınmış isimlerinden ve bu sezon karşımıza The Client List‘te çıkmış olanJennifer Love Hewitt canlandırıyor.
b) Melinda’nın yeni evlendiği kocası, onun bu özel durumundan haberi olan, en büyük desteği Jim Clancy karakterini, genellikle TV yapımlarında çıkan ve en uzun rolünü bu yapımla elde etmiş David Conrad canlandırıyor.
c) Son olarak, Jim gibi Melinda’nın durumundan haberi olan, özellikle Melinda’nın hayalet işleriyle ilgilendiği zamanlarda dükkanla ilgilenen, zaman zaman da ona yardın eden arkadaşı Andrea Marino’yu da CSIya da 24 gibi birçok dizide birden fazla bölümde ve XIII: The Series‘in kadrosunda yer alan Aisha Tyler canlandırıyor.
Ghost Whisperer, 4. sezon boyunca kanalın Salı günü programındaydı. Ama dizinin reytingleri 3. sezona oranla 4. sezonda yükselince, CBS diziyi ölü gün diye tabir edilen Cuma’ya kaydırdı. Ama, bu sefer de beklenen reytinge ulaşamayan yapım, kanal tarafından iptal edildi. Fakat, buna rağmen dizi final denilebilecek bir sonla bitmemiş olsa da ucu açık bir sonla da bitmedi.
Dizi, yayın hayatı boyunca 4 tanesi Emmy’den olmak üzere 23 tane adaylık ve 5 ödül kazandı. Bunlardan 2 tanesi “Televizyondaki En İyi Aktris” dalında Satürn Ödülleri’nden aldığı 2 ödülle Jennifer Love Hewitt’e ait.
Ghost Whisperer size hikayesiyle ya da oyunculuklarıyla mükemmeli vaad etmeyen bir dizi. Ama, sezonlar ya da bölümler boyu işlediği hayalet hikayeleriyle ya da karakterleriyle de kendini sevdirebilen türden bir dizi. Eğer siz de bu tarz konulara ilgi duyan biriyseniz, Ghost Whisperer bence bu alanda denenecek dizilerden biri olabilir.Son olarak, diziyle ilgili bir video izlemek isterseniz buraya bakabilirsiniz.
 İzleyenlere ya da izleyeceklere iyi seyirler…

Kaynak: 22dakika.org - Yazı bana ait!
Devamını oku ...