1 Aralık 2013 Pazar

Graceland -- Tanıtım

Graceland
İzleyicilerini genellikle Suits, Burn Notice ya da White Collar gibi sevilen, özellikle de yazın yayınlanan dizilerle buluşturan bir kanal olan USA Network, geçtiğimiz yaz bir diziyle daha bizleri buluşturmuştu: Graceland. Dizi tür icabı gizli ajanlarla ilgili polisiye bir yapım ve ilk sezonunu tamamlamış; yazın geri dönmek üzere 13 bölümlük 2. sezon onayını da almış durumda. Ben de diziyle ilgili tanıtıcı bir şeyler yazayım dedim. Nasıl bir dizidir Graceland?
#Öncelikle: Dizi, ülkemizde Fox Crime kanalında yayınlanıyor. Hatta bu yazı yayına girdiğinde sezonunu neredeyse yarılamış durumda. Söylemesi ayıp Divxplanet’e 12 bölümlük ilk sezonunu da ben çevirdim.
GRACELAND-600x221
Dizi, USA Network’ün dizilerinden White Collar‘ın yaratıcısı Jeff Eastin‘in elinden çıkma bir grup gizli ajanlarla ilgili bir dizi. Graceland, ajanların kaldığı eve verilen bir takma ad ve adı da ünlü şarkıcı Elvis Presley‘den geliyor. Şarkıcının son yıllarında yaşadığı, öldüğü ve mezarının bulunduğu ev ile arazinin adının bu olmasından kaynaklanıyor. Dizideki olaylar da gerçek yaşanmışlar üzerine kurulmuş durumda. Gelelim konusuna:
Güney Kaliforniya’da denize nazır bir ev, harika da bir manzarası ve içeriği var. Eve zamanında bir uyuşturucu operasyonunda el koyulmuş ve sonrasında bir grup ajanın yaşaması için uygun bir yer haline getirilmiş. FBI, Uyuşturucu (DEA) ve Sınır Koruma’dan (ICE) ajanlar burada normal bir yaşantıları varmış gibi yaşıyorlar ve gizli görevdeler. Bu ajanlardan Donnie, 63 dakikalık pilot bölümünün başında iş üstündeyken çıkan bir sorundan dolayı vurularak yaralanıyor ve Graceland, eve onun yerine yeni birinin gelmesi ile başlıyor: Mike Warren.
graceland_a
Mike “Levi” Warren
Mike akademiden yeni mezun olmuş bir FBI ajanı. Akademiyi 1. olarak bitirmiş bir ajan olarak olağan bir beklentiyle Başkent’e atama beklerken kendini bu evde buluyor ve kısa sürede dış dünyanın beklediğinden daha farklı olduğunu anlıyor. Bu yeni dünyada herkesin bir sırrı var ve görevleri nedeniyle yalanlar, yaşam biçimi olmuş durumda. Tabii artık onun da…
Konu ve benim kendisini özellikle Gossip Girl‘de Nate’in kuzeni olarak tanıdığım, film izleyenlerin Les Misérables (2012) ile tanıyabildiği Aaron Tveit‘in canlandırdığı Mike aşağı yukarı bu şekilde. Konuyu biraz daha açmak için biraz da evdeki diğer karakterlerdenbahsedeyim:
graceland1x1b
Johnny – Paige – Mike – Jakes – Briggs – Charlie
Paul Briggs: Graceland’in ve evdeki ajanların yöneticisi. FBI’dan. Yıllar içerisinde başardıklarıyla FBI’ın içinde ve eğitim merkezi Quantico’da efsane olarak görülen birisi. Evin içindekilerin en kapalı kutusu. Birkaç yıl önce yaşadığı ama asla konuşmak istemediği bir olaydan dolayı daha farklı biri haline gelmiş. Zaman zaman bu durum dizide kendini hissettiriyor. Daima kendince hesapları ve planları var. Graceland’in açığa çıkmaması içinse geçmeyeceği sınır yok.
Mike’ın eve uyum sağlaması işi ona kalmış durumda ama gelişine de şüpheyle yaklaşan birisi: “Akademi 1.’si mezun olduktan hemen sonra böylesi bir eve neden atanmış olabilir ki?“ Karakteri özellikle Rescue Me ile tanınan Daniel Sunjata canlandırıyor.
Catherine “Charlie” DeMarco: FBI’dan. Özellikle kılık değiştirme ve içeri sızma konusunda uzman bir ajan. Mike’a karşı en ılımlı yaklaşan kişi. Başarma hırsı var ve işinde azimli. Evde en yakın ‘olabildiği’ kişi Briggs, onunla da ne kadar olunabilirse artık… Karakteri benim özellikle sevgili CSI:NY‘tan tanıdığım Vanessa Ferlito canlandırıyor.
Joe “Johnny” Tuturro: Bir diğer FBI ajanı. Evin eğlence kaynağı denilebilir. Ama onun da kendince sınırları ve bir patlama noktası olabiliyor. Briggs’in bir çeşit ortağı denilebilir. Öyle biriyle ne kadar ortak olunabilirse tabii… Karakteri 5 yıl kadardır oyunculuk yapsa da asıl çıkışını bu rolle yapan Manny Montana canlandırıyor.
Paige Arkin: Uyuştucu Birimi’nden. İlk tanışmamız bir görevi nedeniyle ikinci bölümde oluyor. Paige güzelliğinin farkında olan ve işi için bunu kullanmaktan çekinmeyen biri. Kendisini Breakout Kings izleyenlerin iyi tanıdığı Serinda Swan canlandırıyor.
Dale “DJ” Jakes: Sınır Koruma’dan. Kendininkinin yanında uğraştıkları davalarda ekibe de yardım ediyor. Geçmişinin de getirisiyle evdekilerle yakınlık kurmaktan kaçınan ve Graceland’i iş olarak görmekte ciddi biri. Bu da bazen ipleri geriyor… Karakteri Harper’s Island veya The Killing‘ten tanıyor olabileceğiniz Brandon Jay McLaren canlandırıyor.
new-summer-shows-2013-graceland1
Dizi, bölümlük polisiye tanıtımına yakın olsa da ortayı bulan bir polisiye. Bulaştıkları davalar ve olaylar bir şekilde karakterlerin kendileriyle, geçmişleriyle veya başka önemli noktalarla bağlantılı şeyler oluyor. Briggs’in neler sakladığı, Mike’ın evdeki konumu ve karakter ilişkileri gibi şeyleri de atlamadan davalarla birlikte yrütüyorlar. Tarz olarak “bir USA Network dizisi işte” desem bir grup insan için anlaşılır olurum herhalde…
Gelelim bir de nasılına:
Graceland - Season 1
Piyasada polisiye bol durumda, malumunuz. Hatta en çok onlardan var ama iyi ki de varlar. Bu kadar çokluk içinde Graceland şart mı? Dürüst olayım, ben çevirdim-kesinlikle pişman değilim de hayır. USA Network dizilerini sıralamaya kalksak biri çıkıp “Bunun yerine siz şunu deneyin.” diyebilir. Ama şu da var:
Bu dizi yaz vaktinde yayınlandığında dizilerin çoğu ara verdiği için elde olanlar içinde gayet yeterli bir polisiye olarak ortaya çıktı ve insan ihtiyacını karşıladı. Ben bayıldım diyen de çıktı, bu karakterleri çok aramışlar mı diyen de çıktı. Yani kişisel zevke bağlı bir polisiye kendisi. Kendi adıma da yeterli buldum. 2. sezonunu çevirirmiyim şu zamandan bilemiyorum ama izlemeye devam edeceğimi biliyorum.


Size de eğer ki polisiye dizileri seviyorsanız, yeri geldiğinde ana konuya bağlı olmakla birlikte bölümlük olaylar işleyen bir polisiyeye itirazınız yoksa en azından denemeniz için tavsiye edebilirim. İyi seyirler.
Devamını oku ...

Vicious -- Tanıtım

İngiliz milleti espri anlayışı bakımından ‘bir miktar‘ değişik bir millet. Bana göre Amerikalılardan aşağı kalır yanları yok ve bunları dizilere yansıtma konusunda da onlar kadar, hatta bazen daha da iyiler. Tabii her çeşit kişiliğe uymayan bir anlayışları da var, o konu inkar edilemez. Neyse, efendim, bu millet bu espri anlayışına göre Nisan sonunda yeni bir sitkom daha yayına soktu: Downton Abbey‘in de yayıncısı olan ITV kanalına ait Vicious. Peki, nasıl bir dizidir Vicious?
En özet haliyle “Gay komedisi“. Dolayısıyla ben kaldıramam-ilgimi çekmez diyorsanız siz bilirsiniz, ben baştan uyarmış olayım da. Bunun dışında, yayınlanmış ilk sezonu 6bölümden oluşuyor ve 2. sezon onayını da aldı. Bölümlerin kahkahalı olma gibi bir özelliği var ve klasik uzunluğa sahip bir komedi olarak 22 dakika civarı sürüyor.
#Not 1: ITV, Downton Abbey’e yaptığı gibi Vicious için de Yılbaşı özel bölümü yayınlayacak. Bölüm 24 Aralık’ta.
#Not 2: Dizinin ilk sezonunun altyazısı tam durumda. Hatta söylemesi ayıp bizzat ben çevirdim.
Gelelim dizinin konusuna:
48 yıldır birlikte olan ve aynı dairede birlikte yaşayan, artık yaşını başını almış 2 adam:Freddie ve Stuart. Freddie, aktörlük yapan birisi. Reklam, tiyatro, dizi, film derken yıllar içinde önemli işler yapsa bile çok da parlamadığı bir kariyeri olmuş. Ama kendisine sorsanız Sir Ian McKellen gibi biri. Yaşlı olduğunu da kabul etmeyen bir huysuz.
Stuart ise yıllar önce bir barda garsonluk yapan -zaten ikili de bu sayede tanışmış- ve şu sıralar temizlik/yemek gibi evin idaresini yürütme görevine bürünmüş biri. Aradan 48 yıl geçmesine rağmen annesine Freddie ile olan ilişkisini söyleyememiş ve hala  ’ev arkadaşı‘ numarasını kullanıyor.
İkilinin -birbirlerini sevseler de- didişmeden ve birbirilerini eleştirmeden duramadıkları bir ilişkileri var. Zamanlarının çoğunluğunu da köpek bakmak, kitap okumak gibi işlerle geçirir olmuşlar. İşte, çiftin bu monoton hayatı, üst katlarına yeni birinin taşınmasıyla karışıyor.
Violet – Freddie – Stuart – Ash
Ash‘in ilk seferinde yanlışlıkla, sonra komşu olarak kapıdan girmesinin ardından ikili, onunla “ilgilenmeye” başlıyorlar ve bu da komik birçok duruma sebebiyet veriyor. Ama bu açıdan yalnız da değiller. Dizi için ikilinin uzun yıllardır yakın arkadaşları olan Violet karakterinden de bahsetmek gerekiyor. Kendisi onlara katlandığı kadar ikilinin de ona katlandığı, hiç evlenmemiş ve erkek düşkünü biri.  Dolayısıyla o da Ash ile yakından ilgileniyor.
Ash ise biraz tuhaf, biraz saf, biraz eğlenceli, ikili ve diğerlerinden ara sıra akıl alan bir genç, ki bu da onu komik durumlara sürüklüyor. Ayrıca konuk olarak bazen eşcinsel çiftin arkadaşı Penelope ve Mason da yer almakta. Penelope tatlı hafıza kayıpları yaşayan, Mason ise eli sıkı ve beleşçiliği seven iki eski arkadaş. Her bölümde, şundan-bundan dolayı özellikle 4′lü veya diğerleri bir araya geliyorlar ve aralarında geçenler işlenmekte.

Dizinin ana kadrosundaki gay çiftten aktör Freddie’yi, Yüzüklerin Efendisi başta olmak üzere oldukça tanınmış bir isim olan Sir Ian McKellen canlandırıyor. Kendisi aynı zamanda eşcinselliğini açık yaşayan bir kişilik. Onun partneri Stuart’ı ise bir başka emektar oyuncuDerek Jacobi canlandırıyor. Kendisi daha önce siteye tanıtımını yaptığım Titanic: Blood and Steel dizisinin de önemli bir oyuncusuydu.
Yeni taşınan komşu Ash, öncelikle Misfits‘teki Simon olarak tanınan, şimdilerde Game of Thrones‘ta Ramsay Bolton olarak da karşımıza çıkan Iwan Rheon tarafından canlandırılıyor. Son olarak, çiftin yakın arkadaşı Violet, Harry Potter izleyenlerin Madame Maxime olarak iyi hatırlayacağı ‘a emanet. Tam kadroyaşuradan bakabilirsiniz.
Dizinin nasılına gelirsek…
Vicious sezonunun geneli tek mekan üzerinde, yani çiftin evinde geçen, orijinalinde bir stüdyo dizisi. Bu durum da insana rahatsızlık vermiyor. Ayrıca ben kahkahalı komedilerle çok anlaşabilen birisi de değilimdir, buna rağmen diziyle olan ilişkimi sürdürebildim.
Gidişat olaraksa itiraf etmek lazım, dizideki ‘British sense of humor‘ (İngiliz espri anlayışı) nedeniyle herkese uymayacak bir yapısı var. Espriler başta gay çift olmak üzere karakterlerin birbirlerini tatlı/sert eleştirmeleri, laf sokmaları ve pot kırmaları üzerinden yürüyor; bölümler de geçip gidiyor. Gay komedisi etiketini yabana atmıyorlar, eşcinsellik üzerine de espriler, takılmalar tabii ki olmakta ama durumu sulandırma veya insanın gözüne sokma da yok.
Ana 4 karakter ilk bölümle olmasa da kısa sürede alışılabilir kişiler, özellikle gay çiftin karşılıklı döktürmesini izlemek eğlenceli olabiliyor.
Yanında bir de Iwan Rheon’un insanın niyeyse ağzını açık bıraktıran İngiliz aksanı var ki o nasıl bir şey hala anlamış değilim; Misfits ya da GoT’ta bu kadar belirgin şekilde insanın gözüne sokmuyorlardı herhalde ya da ben o dizileri başka bir kulakla dinliyormuşum.
Tüm bunlar üstüne ilk bölümle karar vermemenizi de tavsiye ederim. Ama öyle sürekli kahkaha atmayı beklemeyin tabii, o kadar da değil. İnsana vakti geçirtmesini bilen komedilerden biri işte. Velhasıl, İngilizlerin adeti olduğu üzere sezonu kısa süren (6), izlerken insanı yormayan bir komedi arayışındaysanız, bir tarafından da dizi sizi çektiyse Vicious, kuvvetle olmasa da en azından denenmesi için tavsiye edilir bir dizi. İyi seyirler…
Kaynak: 22dakika.org - Yazı bana ait.
Devamını oku ...

Titanic: Blood and Steel | Tanıtım

Bir zamanlar takvim 1912 yılının 15 Nisan’ıyken o dönemin en büyük transatlantiği Titanic, bir buzdağına çarpıp da denizi boyladı ve yüzlerce insan hayatını kaybetti. Titanic’i ve hikayesini az-çok biliyorsunuzdur zaten. Üstüne pek çok şey yazıldı, çizildi ve çekildi. Hala da yapılıyor. İşte, dünyayı bu derece etkileyen ve kendini konuşturan bu felaketin ardından 100 yıldan fazla zaman geçti.
2012 yılındaki 100. yıla ithafen 1997 yapımı ünlü Titanic filmi 3 boyutlu olarak yeniden vizyona girdi. Çeşitli belgeseller çekilip programlar da yayınlandı. Asya geneline yayın yapan ve Amerikalı A&E kanalının yan kanalı olan History Asia ise diziyi kendince anmak için karşımıza Titanic:Blood and Steel adında bir mini diziyi getirdi.
Peki nasıl bir dizi ve diğer yapımlardan farklılığı ne?
Efsane nasıl var oldu?
Titanic denince akla direk batması gelmekte. Hatta 100. yıl kapsamında bunun üstüne kurulu 4 bölümlük bir mini dizi Titanic de çekildi. Ama bizimki ünlü geminin batışı değil, temelinde kaçınılmaz sona giderken yaşananlar, yani yapılışı üzerine kurulu bir yapım. Toplamda da 12 bölümü var.
Ek: Dizi ülkemizde TV2‘de dublajlı olarak yayınlandı. İzlediğim dizilerin dublajına katlanamayan biriyim. Ama önceden izlediğim bir dizi olmadığı için mi yoksa bu dizide sahiden kıvırdıkları için mi bilmiyorum, dublaj gözüme batmadı ve ben de dublajlı izledim. Kanalın dublajlarını bilenler için de diğerleriyle alakası yok diyebilirim. Eğer siz de dublajlı takip etmek isterseniz buraya bakabilirsiniz.
Tanıtımın bundan sonrasına konuyla, onu da içine ana karakterleri alarak devam edeyim:
** Titanic, yapımına başlanıp da bitirildiği yaklaşık 3 yılını (1909-12) Kuzey İrlanda bölgesinin merkeziBelfast kentinde geçirdi.

* Mark Muir: 
Alanında uzman, gemiler ve özellikle çelikten iyi anlayan bir metalurji uzmanı. Ama sevdiği işini ve göz koyduğu Titanic’i yapmak için dinini ve oldukça karışık geçmişini saklamak zorunda. Çünkü o, Protestanların hakim olduğu, Katoliklerin 2. sınıf insan muamelesi gördüğü ve ahlaki kuralların sıkı olduğu Belfast’taki bir Katolik.
Ama bir insanın bildiği ve unutmaması gereken bir şey varsa, o da geçmişin birinin peşini asla bırakmadığı. Muir de Titanic’in gölgesinde hayatı karışmaya başlayan birisi.
Not: Ünlü transatlantiğin batma nedenleriyle daha çok Muir sayesinde yüzleşme imkanı buluyoruz. Karakteri, genelin Gossip Girl sayesinde tanıdığı Kevin Zegers canlandırıyor.
* Sofia Silvestri: Titanic’i yapan şirkette çalışan, dolayısıyla Muir ile tanışıklığı olan, dizinin de aşk kolunu oluşturan karakter. Sofia gibi ailesi de işçi kökenine tabi ve Titanic’in gölgesinin altındalar.
O dönemde Belfast’ta etkili olan bir diğer konuysa, işçi ve kadın hakları nedeniyle yaşanan alt-üst sınıf kavgası. Burada da Sofia ve çevresi üzerinden işliyorlar. Karakteri, İtalya merkezli bir kariyeri olan Alessandra Mastronardi canlandırıyor.
* Lord Pirrie: Gemiyi yapan White Star şirketinin başındaki kişi. Prensipli, dürüst ve Muir başta olmak üzere açık fikirli olan Pirrie, buna rağmen gemiyi zamanında yetiştirmek için “gerekenleri” yapmaktan çekinmeyen türden biri.
O dönem gündemdeki bir diğer konuysa, İrlanda’nın bağımsızlığı. Lord da krallığa bağlı olsa da, içten içte destekleyen bir adam. Karakteri emektar oyuncu Derek Jacobi canlandırıyor.
Not: Büyük Britanya Krallığı günümüzde özerk 4 kısımdan oluşmaktadır: İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda. Belfast’ın da  içinde yer aldığı İrlanda adası, o dönem tamamen krallığa aitti. 1920-21 yillarında, adanın bir kısmı Kuzey İrlanda adında krallığa bağlı kalırken, kalanında bildiğimiz adıyla İrlanda Cumhuriyeti kuruldu. Dizinin geçtiği 1909-1912 dönemi, bu amaçla siyasi ve toplumsal anlamda seslerin yükselmeye başladığı dönem oluyor.
Yukarıdaki 3 karakter yapımın “en ana” karakterleri, ama bir dizi Titanic gibi bir hikayeye ve bahsettiğim konulara sahipse tahmin edersiniz ki çok daha fazlası da var: Sofia’nın ailesi, işçi sınıfının önde gelenleri, gemiyi yapan şirketin önde gelenleri, geminin finansörü J.P. Morgan veya Titanic’i gazetelere “pazarlayan” gazeteci Joanna (Çığlık serisinden Neve Campbell, ki Muir ile ikisi en sevdiğim karakterler) gibi…
J.P Morgan – Lord Pirrie – Joanna – Mark Muir
Kalabalık bir kadrosu ve karmaşık bir yapısı var gibi görünse de buna alışması 2, belki 3 bölüm sürüyor. Zaten var olan kadro ve gayet yeterli oyunculukları da bunu kolaylaştırıyor. Finaline kadar işlenen ve yukarıda da birazını bahsettiğim konuları da sağlam şekilde bir sona erdirmekte. Hatta bazı detaylarda ayakları yere fazla sağlam basıyor.
Velhasıl, eğer Titanic efsanesine ilgi duyuyorsanız ve batışına değil de o kaçınılmaz felakete giden yolda yaşananları öğrenmek istiyorsanız Titanic: Blood and Steel, bu bakımdan oldukça doyurucu bir dizi.Tavsiyedir…
#Söylemezsem çatlarım: Dizinin sonunda “bazı” karakterler de Titanic’e biniyor. Hatta ben bir tanesi yüzünden duvar çarpmışa döndüm en nihayetinde. Geçmişler ola…
Devamını oku ...

90210 | Nostalji

3983756393_4661086562_oGossip Girl ve One Tree Hill ile bir grup gencin hikayesini izleyicilerine sunan The CW, formül üzerinde başarılı işler çıkarmaya başlayınca 2008 yılında bir diziye daha el atmıştı. Şimdilerde bundan biraz uzaklaşmış olsa da ilk başladığında bahsettiğim diziyi, yani 90210‘u da tutturdu. 5 sezon boyunca hayatta kalan dizi, geçtiğimiz sezon sonunda yayın hayatını bitirdi. Ben de artık finalini yayınlamış diziyle ilgili bir şeyler karalayayım dedim.
Not: Dizi, ülkemizde Dizimax Drama kanalı tarafından yayınlanmıştır.
Nasıl bir dizidir 90210?
5e04f--90210splogo
Kendisi spin-off, yani uzantı bir dizi olur. 1990-2000 arasında Beverly Hills, 90210 adında bir gençlik dizisi yayınlanmış, çok da sevilmiş. Günümüz gençlik dizilerinin birçoğunun temeli de bu diziden gelmekte aslında. Hatta bu sevginin meyvesi olarak 1992-1999 arasında Melrose Place, 1994-1995 arası 1 sezon sürebilen Model Inc. adlı spin-off gençlik dizileri yayınlanmış. Bu tanıtımdaki 90210, 3. nesil uzantı oluyor anlayacağınız. Hatta bu 90210 da sevilince, 4. nesil spin-off olarak kanalda Melrose Place (2009) başladı. Bu dizinin ömrü de 1 yıl sürdü.
Ama asıl nokta orijinal ya da diğer uzantılar değil, 90210′a döneyim ben. Dizinin konusunu ana genç karakterleri de katarak anlatayım diyorum.
Dizinin adı 90210, Kaliforniya’nın lüks merkezi Beverly Hills‘in posta kodu.  Haliyle dizinin merkezi de bu bölge, gençlik dizisi olmanın verdiği etiketle de bir lise. Ama dizi, bölgesinin özelliklerini ve yapısını da bolca kullanmakta. Yani öğrenciler vakıf fonlarına sahip,  ultra zengin ailelerden gelme, bir yemek için şehirler arası uçak yolculuğu yapacak düzeyde canları ne istese yapmakta, Hollywood da burunlarının dibinde. İşte dizi, böylesi bir yere yeni bir ailenin taşınması üzerine kurulmuş olarak başlıyor.
620381_1295081269771_full
Harry Wilson yıllar önce West Beverly Hills Lisesi’nden mezun olunca evinden ve Beverly Hills’ten ayrılmış. Zaman içinde mutlu bir evliliği ve biri (Dixon) evlatlık olmak üzere 2 çocuklu bir ailesi olmuş. İşte Kansas’taki bu aile hayatı, Harry’nin eski aktris annesi Tabitha‘nın alkol sorunları nedeniyle değişiveriyor. Tabitha ile ilgilenmek için Beverly Hills’e taşınan Wilson ailesi, burada yeni bir hayata başlıyorlar. Tabii çocuklar Annie ve Dixon da isteksizce geldikleri bu yerde yeni bir okula…
Dizide Wilson ailesinin hayatı önemli olsa da malumunuz bir gençlik dizisinden bahsediyoruz. Asıl olaylar bahsettiğim lisenin zengin öğrencileri üzerine kurulu. Daha doğrusu Annie ve Dixon’ın da içinde olduğu belli başlı birkaç gencin. Bu arada Harry’nin okulun müdürü olarak geri dönüş yaptığına da araya sıkıştırayım. Peki kimdir bu gençler ve ne işe yararlar?
SpoilerThread
Ethan – Naomi – Harry’nin annesi Tabitha – Annie – Dixon -
Annie ve Dixon’ın annesi Debbie – Okulun edebiyat öğretmeni Ryan – Silver – Navid
** Naomi: Her gençlik dizisinde istisnasız bulunan lise kraliçesi. Ama maddi ve sosyal olarak ne kadar ayrıcalıklıysa manevi bakımdan o kadar değil. Zira dengesiz bir aile hayatı, bir de sorunlu ilişkisi var. Dizinin de en sevdiğim karakteri olur.
** Ethan: Bu da yine her dizide bulunan türden sporcu (lakros) ve lisenin popüler erkeği. Naomi ile yıllara dayanan ve zırt-pırt ayrıldıkları bir ilişkisi var. Bir-iki yaz öncesinden Annie ile anneanne tarafına ziyaretinden kalma bir tanışıklıkları da var.
** Silver: Okulun az sevilen ve sorunlu kızı. Naomi’nin eski en iyi, Annie’ninse yeni en iyi arkadaşı. Okulda olanlar ve dedikodularla ilgili genellikle dalga geçtiği bir blogu da var. Tam adı Erin Silver ve diğerlerinin aksine soyadını kullanan tek kişi.
** Adrianna: Naomi’nin madde bağımlılığı sorunu olan en iyi arkadaşı. Bir yandan da oyunculuk yapmasının stresiyle baş etmeye çalışmakta.
** Navid: Dixon’ın yeni en iyi arkadaşı. Dizinin önemli eğlence faktörlerinden, okul gazetesinin başındaki isim ve Adrianna’ya karşı eskiye dayalı bir takıntısı var.
Dilim döndüğünce dizinin tarzı bu şekilde. Tabii ki gençlik dizisi olmanın verdiği avantajla kombinasyonu, permütasyonu, hatta olasılığı da kullanıyorlar. Ayrıca dizideki gençlerin harcadığı para miktarı kadar karakter eklemesi-çıkartması da olmuş olabilir. 5. sezon devam ederken kanal artık bitirme kararını açıkladığında, senaristin diziyi kapatmak için yeterli zamanı vardı. Anlayacağınız düzgün bir finali de var.
90210-season-3-promo
Naomi – Liam – Annie – Adrianna – Navid – Dixon – Silver – Teddy
(Liam ilk sezon içinde, Teddy de 2. sezonun başında kadroya katılan karakterler)
İngilizcede “guilty pleasure” diye bir kavram var. Yapılması saçma bulunsa ya da yapmak istenmese bile yapmaktan oldukça zevk alınan şeyler için kullanılan bir terim. Bu dizi de benim için tam olarak böyle bir şey. Başta oyunculuklar, diziye ve karakterlere baktığımızda insanın bunu neden izlediğini sorgulayası gelmiyor değil. Ama yine de izlemesi zevk verici ve genel olarak da – özellikle kombinasyonlarda- merak duygusunu da besleyici türden.
Yine de siz bir gençlik dizisine başlama niyetinde falansanız önce Gossip Girl ya da One Tree Hill’den denemeye başlayın. Ardından buna da şans verirsiniz. Ama dizi benim ilgimi çekti derseniz, boşverin siz beni direk deneyin. Özellikle yaz vaktinde, diziler bakımından daha rahatken daha kolay izleniyor. Tecrübeyle sabit. Velhasıl, adettendir ben yine “İyi seyirler…” diyeyim ve tanıtımı kapatayım artık.
Devamını oku ...

The Kill Point | Mini Dizi

thekillpointuy4
Bir vakitler yayınladığı Blue Mountain State ile dizi izleyenlerin daha çok tanıdığı bir kanal olan Spike TV, biz bir vakitler 2007 yılını yaşarken karşımıza yeni bir dizi getirmişti. Bir mini dizi. Yayın hayatını ve hikayesini de 8 bölüm halinde devam ettirerek bitirmişti. Ben de izleyeli baya olsa da aklıma geldiğinde güzel bir şekilde hatırladığım/andığım The Kill Point ile ilgili bir yazı karalayayım, gündeme getireyim dedim. Nasıl bir dizidir The Kill Point?
#Başlamadan Önce# Dizinin Türkçe altyazıları hazır bir şekilde Divxplanet’te mevcut.
#Not: The Kill Point’i bir vakitler ülkemizde ATV yayınladı. Gerçi bizim ülkenin 90-100 dakika dizi tarzı malumunuz, onlar 2 bölüm halinde yayınlayıp 1 ayda gösterimi bitirmişlerdi. Tabii ki de dublajlıydı.
killpointestreno
Dizinin teması banka soygunu. Gerisi tahmin edebileceğiniz şekilde. Bir grup soyguncu içeriye giriyorlar ama bir şeyler ters gidiyor, içeride kalakalıyor. Sonrası karışıklık, sonrası karmaşa…
Olayın geçtiği yer Amerika’nın Pittsburg şehrindeki bir banka. Soyguna girişenlerse Irak’ta ve Afganistan’da, savaşlarda birlikte görev almış bir grup asker. Askerliğin ve disiplinin de getirisiyle yapılmış olan plan dışarıdan bakıldığında kusursuz gibi. Uygun zaman, kaçış için dışarıda araç, görev paylaşımı ayarlanmış. Dizinin girişini de bankaya girişle yapıyoruz zaten. Buraya kadar her şey normal. Hatta güvenlik dahil içeridekileri etkisiz hale getirme, paraları toplama ve bankadan çıkma bile aşağı yukarı tamam. Sonrasına gelirsek… O kısım değil işte.
thekill_point11
Bankanın içinde ve dışındaki hesapta olmayan mihraklar nedeniyle, bu 5 kişilik soygun ekibi araçlarıyla uzaklaşma fırsatını bulamıyorlar ve daha az önce soydukları bankaya geri dönüyorlar. Bu arada çok şey anlatıyor gibi miyim bilmiyorum ama bu dediklerimin hepsi ilk bölümün 10 dakikası içerisinde olmakta. Ondan beri her şey de soygun olayından çıkıp, bir rehin alma olayına dönüveriyor. İki tarafın da kazanmak için her şeyi yapabileceği türden bir kedi-fare oyununa ve güç savaşına…  Bir polis arabulucusunun önderliğindeki Polisler vs. Soyguncular.
Konuyu daha iyi açabilmek için dizideki soyguncu ekip ve polis tarafıyla ilgili de birkaç şeyden bahsedeyim:
59c929
Bay Tavşan – Bay Fare – Bay Tilki – Bay Kedi – Bay Domuz
** Dizideki soyguncuların gerçek isimlerden sakınmak için birbirlerine hayvan isimleriyle hitap etmeleri gibi bir kuralları var: Bay Tilki, Bay Tavşan, Bay Domuz, Bay Kedi, Bay Fare. Bir de arabayı kullanacak kişi olan Onbaşı Quinlan var, o ayrı.
** Bay Tilki a.k.a. Çavuş Jake Mendez (John Leguizamo): Grubun lideri, soygun planının kurucusu, dolayısıyla rehine operasyonunun da yöneticisi. Geçmişi, özellikle de Irak’ta yaşadıkları karşık. Aslında Irak konusu bütün bir soyguncu grubunun karışık. Bu da içerideyken ekip, polisler ve rehineler arasında dengesizliklere neden oluyor. Ekipten Bay Tavşan ve Bay Domuz kardeşler.
** Rehine operasyonunun başındaki Başkomiser Horst Cali (Donnie Wahlberg), yürüttüğü rehine anlaşmalarında kimsenin ölmediği türden biri. Bay Tilki kadar sınırları zorlayabiliyor. Bu kadar şeyin ortasında bir de hamile bir eşi var. Ama tabii ki rehineler, onların aileleri de unutulmamış. İçeridekilerin ekiple “ilişkisi” bir yana, dışarıdakilerle de bir “ilişkisi” var. Örnek: İnsaoğlunun çoğunlukla Testere ile tanıdığıTobin Bell‘in canlandırdığı Alan Beck karakteri.
SkK83622
** Alan Beck: Pittsburg’un en zenginlerinden biri. Bankanın içinde olan en değerli varlığını, kızını sorunsuz kurtarmak adına oyunu kuralına göre oynayan ve iki taraf arasındaki mücalede kilit rol oynayan isimlerden biri. Bir tane de rehinelerden bahsedeyim: Chloe.
Kendisi hayatı yakın zamanda karmaşaya uğramış biri olan Chloe, rehinelerden en sakini ve durumu idare etmeyi başarabileni. Aslında, neredeyse memnun bile sayılabilir. Peki, neden? İşte bu sorunun cevabı, diziyle ilgili sıkı ispiyon olabilecek durumlardan birisi. (Soygunla öncesinden bağı olmayan biri, tabii ki spoiler vermedim efendim.)
Genel hikaye, tarz, kalıp, işleyiş -başka bu anlama gelecek ne varsa işte- bu şekilde. 8 bölümlük banka soygunu hikayesi bittiğinde de gayet düzgün bir sona ulaşıyor. Gelelim dizinin nasılına:
TheKillPoint1
The Kill Point, konu olarak özellikle filmlerde, ama tabii ki dizilerde işlenen alışıldık bir konuyu işliyor. Hatta bu dizinin yayınlandığı dönemde ABC kanalı The Nine adında direk bu altyapıyla bir dizi yayınlamıştı. 52 saat sonraya alıp banka soygunun sonucunu gösterip geriye sarıp neler olduğunu gösteren bir dizi ama ilk sezon bitmeden iptal oldu.
The Kill Point ise -hakkını vermek lazım- türünün önde gelenlerinin izinden giderek iyileşerek konusunu işliyor. 8 bölüm boyunca rehine-soyguncu ve soyguncu-polis arasındaki ilişkiler yumağının yanında, bir savaşın iç yüzünü ve görevli askerlerin döndükten sonraki gerçek hayata uyum sorunlarını da gözler önüne güzel seren bir dizi.
Söylesem spoiler olacak durumundan söyleyemediğim ama zeka ve duygu içerdiğimi söyleyebileceğim detaylarıyla da kendini bir şekilde izletiyor ve hikayesini ucu açık kalmayacak şekilde bitirmemiş olmasından/bitiriş şeklinden kendi adıma memnunum. Bir ek bilgi de vereyim: Dizi bittikten sonra üstüneoyununu da yaptılar. Velhasıl, bu mini dizi, dizinin türünü-konusunu seven herkese en azından denenmesi için tavsiye edilir. İyi seyirler…
killpoint_logo
Devamını oku ...